Dünya’da kirlilikten arınmış yerler var mı?

İnsanlar, Dünya’nın nehirlerini, okyanuslarını ve atmosferini kirletmek için oldukça kapsamlı bir iş yapmış gibi görünüyor, diyor Rachel Nuwer.

1.8 milyon ila 12.000 yıl önce bir yerde, atalarımız ateş yakmakta ustalaşmıştı. Antropologlar genellikle bu olayı bize insan olmamıza izin veren bir kıvılcım olarak gösterir ve bizim yemek pişirme, sıcak tutma ve araç gereçler oluşturmamızı sağlamıştır. Ancak ateş bizim için bir başka önemli ilke imza attı: insan yapımı kirliliğin icadı.

Kirlilik, tanım gereği, çevreyi zararlı bir şekilde bozan bir şeydir. Doğa bazen kendi zararlı kirleticilerini üretirken – yangınlar duman ve kül dalgaları gönderir, volkanlar zehirli gazları çıkarmaktadır – ancak insanlar bugün gezegeni sarsan kirliliğin asıl sorumlularıdır.

Nereye gidersek gidelim, çöplerimizi ve atıklarımızı geride bıraktığımız için bu durum kontrolden çıkmıştır. Parçalanmış lastikler ve plastik şişeler, Gobi çölünün geniş alanlarında bulunuyor; plastik torbalar Pasifik’in ortasındaki akımlarda seyahat ediyor.

Yine de dünya büyük bir yer! Kirliliğimizin lekesinden arındırılmış bir yerler olabilir mi? Bu soruyu cevaplamak için çevreyi dört kategoriye (gökyüzü, kara, tatlı su ve okyanus) bölersek en iyi sonuca ulaşabiliriz.

Gökyüzü ve kara

Hava kirliliği birçok şekilde ortaya çıkar. “Smog” çoğunlukla parçacıklı madde ve ozondan oluşmaktadır – azot oksitler, otomobiller ve endüstriyel bitkiler tarafından üretilen uçucu organik bileşikler güneş ışığıyla reaksiyona girdiğinde oluşan bir sera gazıdır ve insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkisi ciddi olabilir. Sadece Hindistan’da, ozon kirliliği yılda 1,2 milyar dolara eşdeğer ürün kayıplarına neden olmaktadır. İnsan sağlığı açısından, açık hava kirliliği yılda tahmini bir milyon cana mal olurken, evlerde üretilen hava kirliliği yılda yaklaşık iki milyon insanı öldürmektedir.

Karbon monoksit, azot dioksit ve diğer birincil kirleticiler (doğrudan atmosfere girenler) atmosfere yükseldiklerinde, genellikle kimyasal reaksiyonlar yoluyla bilim insanlarının ikincil kirleticiler olarak adlandırdıkları şeye dönüşürler. Bu kirleticilerin bazıları aylarca havada kalabilir. Metan gibi diğerleri daha az reaktiftir ve nihayetinde parçalanana, kar veya yağmur yoluyla yere ulaşana kadar dünyayı dolaşabilirler. Imperial College London’da hava kirliliği çalışmaları profesörü olan Helen ApSimon’un belirttiği gibi, “kaynaklardan uzaklaşmanız hava kirliliğinden kaçınmış olduğunuz anlamına gelmemektedir.”

Havaya salınan kirlilik, rüzgarlar ve atmosferik akımlarla geniş mesafelere taşınır. Boulder, Colorado’daki Ulusal Atmosferik Araştırma Dünya Sistemi Laboratuvarı Ulusal Direktörü David Edwards, “Kirliliğin tek bir yerde başlaması, ancak çok uzak bir yere etki etmesi çok sık gördüğümüz bir durum,” şeklinde belirtiyor.

Atmosferik akımlar ve kirlilik dağılımı hakkında bildiklerimize dayanarak, gezegende hava kirliliğinden tamamen arınmış olacağı garanti edilen hiçbir yer olmadığını söylemek mümkündür. Bu kara yüzeyi için de geçerlidir.

Bununla birlikte, havanın daha temiz olduğu yerler vardır. Genel olarak, Güney Yarımküre’nin havası, sadece daha az insanın orada yaşaması nedeniyle Kuzey Yarımküre’den daha temizdir. Kirlilik dünya çapında hareket ederken, bariyer benzeri rüzgarlar nedeniyle yarımküreler arasında daha az karışma vardır. Güney Kutbu, bu nedenle, uzaklığı nedeniyle muhtemelen dünyadaki en temiz havayı içerir.

 

Ancak ApSimon’un belirttiği gibi, ozon tabakasında Antarktika’nın üzerinde dolaşan hala kirliliğe neden olan büyük bir delik var ve siyah karbon birikintileri bu kıtanın karında kolayca görülebilir. Yani hava muhtemelen en temiz olsa bile, hiçbir şekilde bozulmamış değildir. Derin mağaralar da, dış dünyayla çok fazla hava dolaşımına sahip olmadıkları için nispeten kirli olmayan hava içerebilirler.

Su

Hava kirliliği maalesef suyu da etkiler ve bu nedenle temiz su kütlelerinin bir şekilde var olduğu umudunu ortadan kaldırır. Kenya merkezli Birleşmiş Milletler Çevre Programı Tatlı su ekosistem birimi şefi Thomas Chiramba Nairobi “Kirliliğe genel olarak bakarsanız, kirlenmiş herhangi bir yerde kontamine olmamış bir su havzası bulunması olası değildir, çünkü hava kirliliği gibi antropojenik etkiler tüm dünyayı etkilemektedir,” diyor.

Ancak havadan kaynaklanan kirlilik suya karışırken, aslında tatlı su kaynakları için birincil kirletici görevi gören karadan kaynaklanan kirliliktir. Kimyasallar, gübreler ve atıklar yeraltı suyuna sızar ve genellikle göllere, akarsulara ve nehirlere boşalmaktadır. Sonuç ölü bölgelerdir, hayattan yoksun tatlı veya tuzlu su alanları. Ölü bölgeler, topraktan gelen gübre yükleri büyük mikrobiyal faktörlere neden olduğunda ortaya çıkar ve bu da suyun oksijenini tüketir. Bu ölüm küvetleri tüm dünyada bulunur, ancak Meksika Körfezi’nin Mississippi Nehri Deltası belki de en meşhur örnektir.

Kanalizasyon ve endüstriyel atıklar tatlı suya zarar veren başlıca suçlular olarak gösterilmektedir. Birçok ülkede, “sanitasyon” sadece evlerden atıkların uzaklaştırılması anlamına gelir ve çevreye geri dönmeden önce arıtılmazlar. Bazı tahminlere göre, gelişmekte olan ülkelerde üretilen atık suyun %80’i doğrudan yerel su yollarına deşarj edilmektedir. Bu rakam duruma göre daha kötü olabilir: Yeni Delhi, atık suyunun %99’unu Yamuna Nehri’ne dökerken, Mexico City tüm sıvı atıklarını Mezquital Vadisi’ne pompalamaktadır. Meksika’daki Üçüncü Dünya Su Yönetimi Merkezi’nin kurucusu Asit Biswas ve Singapur’daki Lee Kuan Yew Kamu Politikası Okulu’nun profesörü bunu, tüm dünyadaki ana kirlilik kaynağı olarak işaret ediyorlar. “Sonuç olarak, nehirler kirlenir ve orada yaşayan insanlar bu suyu içmek zorunda kalırlar.”

Biswas’ın araştırmasına göre, Güney Asya’nın 1.65 milyar insanının hiçbirinin temiz ve güvenli musluk suyuna erişimi yok; Çin nehirlerinin ve göllerinin yarısından fazlası içmek için çok kirli; Pakistan’ın su temin sisteminden toplanan örneklerin %72’sinin insan tüketimine uygun olmadığı bulundu. İnsanlar için kötü olan şey çevre için de kötüdür. WWF tarafından yakın zamanda yayınlanan bir rapora göre, tatlı suda yaşayan hayvan popülasyonları, büyük ölçüde kirlilik nedeniyle, son 40 yılda %75 oranında azalmıştır.

Havada olduğu gibi, insanlardan en uzaktaki tatlı su kütleleri de muhtemelen en temiz olanlarıdır. Kanada’nın uzak kuzey gölleri ve nehirleri, Kuzey Kutbu ve Antarktika’nın tatlı suları ile birlikte en az kirli su kütleleri için aday olabilir.

Okyanuslar

Büyük ölçüde keşfedilmemiş ve Dünya’nın yüzeyinin %70’ini işgal eden okyanuslar bile kirliliğimizden kaçamamıştır. Bugün, deniz kirliliğinin yaklaşık % 60-80’i karadan kaynaklanmakta olup, limanlar, kirli plajlar ve denize akan kirli suyollarından okyanuslara ulaşmaktadır. Bu kirlilikten en yaygın olanı plastiktir. Çünkü çoğu plastiğin tamamen ortadan kaybolması yüzyıllar, hatta daha da uzun sürer.

Şaşırtıcı bir şekilde, okyanusların en uzak yerlerinden bazıları, okyanus akımları nedeniyle en kirli olanlardan bazılarıdır. Örneğin Kuzey Pasifik’in ortasındaki bir toprak parçası olan Midway Atoll, bir yılda sadece birkaç hafta sadece bilim adamları tarafından ziyaret edilen ıssız bir yerdir. Ancak, genellikle orada yaşayan deniz kuşlarının sindirim sisteminde ölümcül sonuçları olan plastikler bulunmaktadır.

Aynı şekilde, derin denizin bir zamanlar insan dünyasından büyük ölçüde izole olduğu düşünülüyordu, ama ne kadar çok keşfedersek, durumun böyle olmadığı gerçeğiyle o kadar fazla karşılaşıyoruz. San Diego, Kaliforniya’daki Scripps Oşinografi Enstitüsü’nde biyolojik bir oşinograf olan Lisa Levin, “Okyanusun dibinde denizaltılar ve ROV’lar [uzaktan kumandalı araçlar] ile çok fazla iş yaptım ve her yerde atık kalıntıları var” diyor.

Derin deniz tabanında, en kolay tanımlanabilir kirlilik teneke kutular ve şişeler olma eğilimindedir, ancak atılmış olta takımı, halatlar, metal nesneler, askeri mühimmat ve hatta eski ayakkabılar da düzenli olarak ortaya çıkmaktadır. Çöp çeşitliliği, tarihsel olarak, “insanların okyanusu çöp yığını olarak kullandığını” temsil ediyor. Görebildiğimiz şeylere ek olarak, tortunun altına çok daha fazlası gömülüdür, diye ekliyor, buna ek olarak, mikroplastik gibi kirlilik şekilleri – daha küçük parçacıklara bölünmüş torbalar gibi insan gözü tarafından tespit edilemiyor. Büyük Pasifik Çöp Yaması konusunda uzmanlaşmış Scripps Enstitüsü’nde biyolojik oşinografi mezunu olan Jenni Brandon, “bu küçük plastik parçaları okyanusu dolduruyor ve muhtemelen temizlemek imkânsız” diyor. “Birçok insan bu parçacıkların gerçekten sonsuza dek var olabileceğini düşünüyor.”

Bununla birlikte, plastik okyanusu kirleten tek insan yapımı atık değildir. Çoğunluğu Batı medyasının dikkatinden kaçsa bile, petrol döküntüleri düzenli olarak tüm dünyada meydana gelir. Poliklorlu bifeniller (PCB’ler) gibi kalıcı kimyasallar da karadan suya karışır ve daha sonra denizde gıda zincirine girmektedir.

Deniz kirliliğinin tümü fiziksel değildir. Gemilerin motor gürültüsü ve sonar gibi şeylerden kaynaklanan gürültü kirliliği, balina, yunus ve kalamar ölümlerinde ortaya çıkan artarak devam eden bir sorun haline geliyor. “Fiziksel enkazı olmayan ya da en azından fiziksel enkaz bulamadığımız yerler var,” diyor Brandon. Ama insani etkisi olmayan herhangi bir yeri bulmak zor olurdu diye ekliyor.

Tüm bunların sonucunda araştırmacıların sonucu; muhtemelen Dünya’da kirlilik olmayan yer yok. Başka bir deyişle, Biswas’ın dediği gibi, “Biz insanlar çevreyi kirletmek için harika bir iş çıkardık…”

https://www.bbc.com/future/article/20141104-is-anywhere-free-from-pollution

PAylaş

Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on pinterest
Share on skype
Share on whatsapp
Share on email